Ana Sayfa Yazarlarımız Adil Okay Öldüren ve çürüten sessizliğe

Ziyaretçi Defterinden

Ziyaretçi
Merhaba Ban sizlere Taskent’te...
13. 06. 2010
Ziyaretçi
Avukat Eren keskin in bir tekl...
08. 06. 2010
Ziyaretçi
Güney dergisi 52 de Nefes alam...
07. 05. 2010
Ziyaretçi
8. mart emekci kadinlar gününd...
22. 04. 2010
Site Yöneticisi
Değerli Dostlar,
anlaşıl...
02. 02. 2010

Rüya Web Tasarım

Rüya Web Tasarım

İnter Yayınları

Ziyaretçi Sayacı

19 Mart 2010'dan beri
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün179
mod_vvisit_counterDün384
mod_vvisit_counterBu Hafta563
mod_vvisit_counterGeçen Hafta2595
mod_vvisit_counterBu Ay2451
mod_vvisit_counterGeçen Ay11022
mod_vvisit_counterToplam61104

Ocak 2010'dan beri

İçerik Tıklama Görünümü : 200322

Kimler İçeride

Şu anda 32 konuk çevrimiçi
Öldüren ve çürüten sessizliğe PDF Yazdır e-Posta
Adil Okay tarafından yazıldı.   

Hasta bir tutsaktan mektup var
Öldüren ve çürüten sessizliğe

...12 yıldır bulunduğu cezaevinde mesane kanserine yakalanan abim Taylan Çintay’ın durumu oldukça ciddi. Abimin  kaleme aldığı aldığı mektubu sizinle paylaşmak istiyorum. Sidenur

 

Not: Mektup, Taylan Çintay'ın kızkardeşi Sidenur aracılığıylala gelmiştir. ( Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir )

 

Aldığım siyasi ahlak gereği sağlığım hakkında kimselere minnet etmem. Çocuk yaşta insanların bile ölümü ağır başlılıkla karşıladığı bir siyasi geleneğin mirasçıları olmaya çalışıyorsak onurumuzu korumalıyız. Ancak bu konu hakkında duygu ve düşüncelerim merak edildiği için bu kısa mektubu yazıyorum. Malum cezaevlerinde ölümü bekleyen insanların haberini okuyoruz. Bedenleri hastalıklardan dolayı eriyen, ömürleri aylarla ölçülen insanlar bunlar. Kalabalık bir seyirci topluluğu önünde “sistem” dediğimiz katil, onları karanlık kuyulara itiyor. Kimileri son nefeslerini tutsak haldeyken verdi. Kimleri son nefeslerine yaklaşıyor…

Ama nasıl oluyorsa, kanı eti kemiği tükenen bu insanlar kimselerin uykusunu kaçırtmıyor. Kimseler neredeyse naklen seyrettiği ölümlerin sorumluluğunu üstlenmiyor. Belki de bu ölümler artık katili kadar seyircisine de haz verir hale geldi. O seyirciler ki; ölümün soğuk nefesinin uzağında “sağlıklı” ve “dışarıda” lar. İçeridekiler kadar şanssız, içerdekiler kadar yalnız değiller.

Öyle mi gerçekten?

Aslında yanılıyorlar. Bu tutsak-hasta insanların kimselerin acımasına ve merhametine ihtiyacı yok. Onlar şerefleriyle yaşamayı bildikleri gibi şerefleriyle ölmeyi de bilirler. Sorun arkada kalanların ne olduğu ya da olacağıdır. Sözde çok değer verdikleri insanlar ölümün eşiğinden tek tek geçerken bu suskun seyirciler çürüyerek yaşayacak, yaşarken çürüyeceklerdir. Ağızlarına aldıkları her kıymetli söz, dokundukları her sevgi nesnesi, karanlık vicdanlarına çarpıp çürümüş bir geleceğe dönüşecektir. Çünkü bu ölümlerin seyircileri katillerin ortaklarıdırlar, en az katiller kadar suçludurlar.

Sen; kalabalıklaşan sessizlik: bırak içerdeki insan ölsün. Emin ol, o ışıltılı an geldiğinde son nefeslerini anılarıyla birlikte sevdiklerine emanet edip çekip gideceklerdir.

Ya sen!

Ayakta, dışarıda ve yaşıyorken; birileriyle konuşuyor ya da önündeki yemeği kaşıklıyorken, hiç mi ağzında “ölü eti” hissetmeyeceksin?

Taylan Çintay

 www.adilokay.com

http://adilokay.com/haber_detay.asp?haberID=196