Ziyaretçi Defterinden

Ziyaretçi
Merhaba Ban sizlere Taskent’te...
13. 06. 2010
Ziyaretçi
Avukat Eren keskin in bir tekl...
08. 06. 2010
Ziyaretçi
Güney dergisi 52 de Nefes alam...
07. 05. 2010
Ziyaretçi
8. mart emekci kadinlar gününd...
22. 04. 2010
Site Yöneticisi
Değerli Dostlar,
anlaşıl...
02. 02. 2010

Rüya Web Tasarım

Rüya Web Tasarım

İnter Yayınları

Ziyaretçi Sayacı

19 Mart 2010'dan beri
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün148
mod_vvisit_counterDün384
mod_vvisit_counterBu Hafta532
mod_vvisit_counterGeçen Hafta2595
mod_vvisit_counterBu Ay2420
mod_vvisit_counterGeçen Ay11022
mod_vvisit_counterToplam61073

Ocak 2010'dan beri

İçerik Tıklama Görünümü : 200268

Kimler İçeride

Şu anda 38 konuk çevrimiçi
YOL PDF Yazdır e-Posta
Makale İçeriği
YOL
Yılmaz Güney'in Ağzından
Uluslararası Basında
Tüm Sayfalar

YAPIM : Güney Film - Cactus Film
Yönetmen : Şerif Gören
Senaryo : Yılmaz Güney

Kamera : Erdoğan Engin
Editör : Yılmaz Güney - Elisabeth Waelchli
Müzik : Sebastian Argol - Kendal
Oyuncular : Tarık Akan - Şerif Sezer - Halil Ergün - Meral Orhonsay - Necmettin Çobanoğlu Semra Uçar -Hikmet Çelik - Sevda Aktolga - Tuncay Akça - Hale Akınlı - Turgut Savaş Hikmet Taşdemir-Engin Çelik - Osman Bardakçı - Enver Güney - Erdoğan Seren
Yapım Yılı : 1981 / Renkli / 111 dakika
Aldığı Ödüller : 1982 Cannes Film Festivali Altın Palmiye Ödülü
Fibresci Ödülü
Özel Anma Ödülü

 

YOL"Yol" İmralı yarıaçık cezaevinden izne çıkan 5 mahkumun koşut biçimde gelişen öyküsünü anlatıyor. Cezaevinde olağanın üstünde kalabalık nedeniyle zor koşullarda yaşayan, günlerini geleceğe dönük düşler kurmak, izin günlerini veya yakınlarından gelen mektupları beklemekle geçiren mahkumlar.. Sonra, yasalarımıza göre uygulanmakta olan izin haberi gelip erişiyor: Bir avuç mahkum, kısa bir süre için serbest olacak, kasabalarını, köylerini, evlerini, yakınlarını ziyaret edebileceklerdir..
....Seyit Ali, Mehmet Salih, Ömer, Mevlüt ve Yusuf... Herbirinin değişik sorunları, farklı özlemleri vardır... Ama bu sorunların ortak bir yanı da yok değildir. Hemen hepsi "kadın sorunları"dır bunların; 5 kahramanımızdan en az dördü, kadınla ve kadının odak noktasını oluşturduğu namus, onur gibi kavramlarla ilgili sorunlarını çözmek zorundadır.
.... Beş arkadaş, yolculukları boyunca sıkıntı, baskı, bekleyiş, içindeki bir ülkede yol alırlar... Her yerde askerler, jandarmalar vardır, her yerde arama denetim sözkonusudur... Bu arada Yusuf, izin kağıdını kaybettiği için askerlerce gözaltına alınacak, haftabaşı gelip de cezaevinden gerçek sorulup öğrenilene kadar "içeri" atılacaktır. Yusuf'un karısıyla buluşma hayalleri boşa gitmiştir... Mevlût Meral'ini bulacaktır gerçi, ama ailenin büyükleri nereye gitseler peşlerini bırakmayacak, Meral'in elini tutmasına bile fırsat vermeyecektir... Zavallı Mevlût, çareyi kafayı çekip kendisini geneleve atmakta bulacaktır, dişi bir yakınlığa olan son derece doğal ve anlaşılır özlemini böylece giderecektir.
Diğer üçünün sorunları ise daha dramatik gelişmeler ve daha kanlı çözümlere gebedir.. Seyit Ali, Konya'daki aile büyüklerinden karısının başka bir yerdeki bir aile büyüğünün yanına gönderildiğini ve ailesinin, daha doğrusu iki ailenin (hem kendisininki, hem karısınınki) bu konudaki ortak kararını öğrenecektir: Karısı iki ailenin namusuna leke düşürmüştür, öldürülmesi gereklidir.. Bu görev öncelikle Seyit Ali'ye düşmektedir, ancak o "korkaklık edip" kaçındığı taktirde diğer aile erkekleri işe el koyacaktır... Seyit Ali yeniden trene binip yollara düşer.. Yolda karşılaştığı Mehmet Salih'ten gelebilecek bir çözüm yoktur. Çünkü o da kendi derdiyle ilgilidir. Karısının ailesinin neden kendisini istemediğini anlatır. Cezaevine düşmeden karısının kardeşiyle birlikte giriştiği bir soygunda ani bir baskın üzerine korkmuş, kendisini beklemesi için yalvaran yaralı kayınbiraderinin feryatlarına kulaklarını tıkayarak onu orada ölüme bırakıp gitmiştir. Aile bunu bilmekte, oğullarını ölüme terk eden bu "korkak" damadı" istememektedir. İşin kötüsü, doğrudur bu, Mehmet Salih bir korkaktır. .. Karısı Emine (Meral Orhonsay) aile meclisi önünde, kendisiyle gelip gelmeyeceğini soran kocasından gerçeği öğrenmek ister. Gerçekten kardeşini ölüme bırakıp gitmiş midir? Evet, gitmiştir, Mehmet Salih korkaktır, ama yalancı değildir, zaten vicdanını hafifletmek için gerçeği söylemek zorundadır. Buna karşın Emine, ailesini bırakarak onunla gelmeyi seçer.
Ömer ise köyüne ulaştığında silah seslerini duyup siner... Köy sürekli jandarma baskısı altındadır; bir kaçakçı köyüdür çünkü burası, tüm ahalisi sürekli kaçakçılık yapmakta, sınırdaki mayınlanmış bölgelerden ölüme meydan okuyarak gidip gelmektedir. Ömer, ağabeyinin de arananlar arasında olduğunu öğrenir....

.....Karamsar, hüzünlü, insanın içine oturan ve alabildiğine evrensel bir başyapıt niteliğindeki "Yol", olanca karamsarlığına ve nesnel gerçekçiliğine karşın aslında "umutsuz değil, umut ışıltıları saçan" bir film..
Filmde yoğun acıların, sorunların, gelenek-göreneklerin çarpıttığı insan ilişkilerinin, cinsel baskıların, gerçekçi, nesnel tasviri ağır basıyor. Doğulu kadınların ezilmişliğiyle erkeğin zavalılığının birbirine koşut gittiği film, hâlâ geçerli katı aile göreneklerini, feodal adetleri açık seçik gözler önüne seriyor.
Keskin bir çığlık gibi seyredenin boğazına saplanan bu kolayca unutulamaz yol ve yolculuk destanı, kesinlikle hiç bir seyircinin duyarsız kalmayacağı bir başyapıta dönüşüyor iki saat boyunca...



 

Benzer Konular