|
Bu yıl 16-17 Ağustos’ta gerçekleştirilen kampta yine eğitim ile eğlence birlikte gerçekleştirildi.
İlk günün akşamında kamp yerine varıldığında, yerleşme ve yemek işi halolduktan sonra eğitime geçildi. Eğitim konusu “Ergenekon” idi. Bu konuda bir arkadaşımız, Ergenekon hayatımıza nasıl girdi, ne zaman ortaya çıktı, kökeni nedir, günümüzdeki işlevi nedir, ona karşı tavrımız ne olmalıdır vb. konularında hazırladığı sunumu katılımcılarla paylaştıktan sonra soru-cevap ve tartışma bölümlerine geçildi.
Sunumda özet olarak; Ergenekon örgütlenmesinin 12 Haziran 2007’de Ümraniye’de bir gecekonduda ele geçirilen el bombaları ve patlayıcılar ile ortaya çıkarıldığı, zamanla genişleyen soruşturma neticesinde 47’si tutuklu ve 39’u tutuksuz toplam 86 şüpheli hakkında terör örgütü kurmak, Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmak vb. bir dizi suçtan kamu davası açıldığı söylendi.
Ergenekon’un nasıl ortaya çıktığına ve kimleri kapsadığına ilişkin verilen bilgilerden sonra onun kökeninin nereye dayandığı ortaya kondu. Sunumu yapan arkadaş, Ergenekon’un kökeninin 1952 yılında İngiliz ve ABD emperyalizmi tarafından komünizme karşı ortaklaşa kurulan Gladio örgütlenmesine dayandığını ortaya koydu.
Bu konuda özetle şu açılımı yaptı: Sosyalizmi İkinci Dünya Savaşında yok etme planları boşa çıkan emperyalistler savaş sonrasında daha değişik yöntemler geliştirdiler. Bir dizi ekonomik ve siyasi önlemin yanı sıra, terör aracına başvurmayı temel alan bir kontrgerilla örgütlenmesi olan Gladio’yu örgütlediler. Bu anlamda “Soğuk Savaş” dönemi olarak adlandırılan bu dönemde yürütülen savaş hiç de sanıldığı gibi “soğuk” değildi.
Kurucuları arasında CIA’nin bulunduğu Gladio daha sonra doğrudan NATO tarafından yönetilmiştir. İşte bu örgütün Türkiye ayağı Türkiye’de 70’li yıllarda ilk defa adını duyduğumuz kontrgerilladır. Bu örgütlenme değişik zamanlarda Özel Harp Dairesi, Hizbullah, Jitem gibi değişik isimlerle gündeme gelmiştir. İlk başlarda amacı devletin Türkiye’de gelişen devrimci hareketi bastırmada katkı sunmaktı. 80 askeri faşist cuntasıyla devrimci hareketin yenilgiye uğratılması ve daha sonra sosyalist olarak adlandırılan kampın çökmesiyle ve 80’lerin ortalarında Kürt silahlı ulusal hareketinin gelişmesiyle kontrgerillanın hedefi ağırlıklı olarak Kürt hareketine kaymıştır. Kürt ulusal hareketine destek veren sayısız insan, adı “faili meçhul” olan gerçekte her zaman “faili belli” olan hunharca cinayetlere kurban edilmiştir. Bu dönemde kontrgerilla devletin kontrolünde ve onun ortak çıkarları doğrultusunda hareket ettiğinden dolayı, Susurluk ve Şemdinli’de olduğu gibi zaman zaman suçüstü yakalansa da üzerine gidilmemiştir, gidilmesi engellenmiştir. Bu dönemde bu örgütlenme “derin devlet” olarak da anılmaya başlanmıştır.
Ergenekon, kontrgerilla örgütlenmesinin değişen koşullarda –egemenlerin iki kanadının kıyasıya bir iktidar dalaşı yürüttüğü koşullarda- devamından başka bir şey değildir. Yalnızca şimdi devletin bütünü adına hareket etmiyor, onun statükocu ordu merkezli bürokrat-Kemalist kesimi adına, sözde laik Kemalist Cumhuriyetin dincilere karşı korunması adına hareket ediyor. Bu nedenle ortaya çıkarılması ve üzerine gidilmesi öncekilerin tersine mümkün olmuştur.
Ancak AKP’nin Ergenekon’a ve kendisine karşı planlanan darbe girişimlerine karşı tavrından, onun tutarlı bir şekilde derin devlete ve darbelere karşı olduğu söylenemez. O, anda kendisine yöneldiği ölçüde ve iktidar dalaşında kendi çıkarına olduğu sürece ve ölçüde derin devlet ve darbe girişimlerinin üzerine gitmektedir. Bu anlamda Ergenekon’un tamamen üzerine gitmesi beklenmemelidir.
Ergenekon’a karşı tavrımızın kuşkusuz onun yok edilmesini savunmamız biçiminde olacağı, ancak Ergenekon’un derin devlet olduğu, derin devletin de devletin ta kendisi olduğu, bugün Ergenekon çökertilse bile yarın başka biçimde yeniden oluşturulacağı, en demokratik kapitalist devletin bile kendisini tehlikede gördüğü anda bunun gibi bir araca başvurmaktan kaçınmayacağı, dolayısıyla da Ergenekon’a karşı mücadelenin kapitalist devlete karşı devrim mücadelesinin bir parçası olarak yürütülmesi gerektiği vurgulandı.
Soru-cevap ve tartışma bölümünde şu görüşler ifade edildi:
Ergenekon çetesinin sol/devrimci örgütleri de mi kullandığı sorusuna; Ergenekon’un çok çeşitli ve geniş bir örgüt yelpazesinden yararlandığının açıkça ortaya çıkmasına karşın, yüzde yüz ispatlanmadığı sürece devrimci örgütler hakkında söylenenlerin temel alınamayacağı cevabı verildi.
Kendileri Atatürkçü bir zihniyete sahip olmalarına karşın Uğur Mumcu, Bahriye Üçok vb. gibi Atatürkçü aydınları neden katlettiler sorusuna, amacın terör ile halkta korku, panik ve kargaşa yaratmak olduğu yerde buna hizmet edecek her türlü yöntemin mubah görüldüğü cevabı verildi.
Emperyalistlerin Ergenekon konusundaki tavırları konusunda gelen soruya, emperyalistlerin eskiden olduğu gibi artık ordu merkezli iktidarı desteklemediklerini, gelinen yerde liberal politikalarıyla emperyalist sistemle daha uyumlu olarak değerlendirdikleri AKP’yi desteklediklerini, 2003-2004 yılları arasında AKP hükümetine karşı planlanan darbe girişimlerinin başarısız sonuçlanmalarının bir nedeni generallerin kendi aralarındaki uyumsuzluk ise de diğer önemli nedeni de emperyalist devletlerin desteklerinden yoksun olmalarıydı.
AB’ne girme vb. konularında AKP ile farklı bir konumda bulunmayan Kürt hareketinin Ergenekon konusunda AKP’yi desteklememe tavrının, onu seçimlerde tek rakip olarak görmesinden kaynaklı olduğuna dikkat çekildi.
Canlı geçen soru-cevap ve tartışma bölümünün sonunda, Ergenekon’un çökertilmesini istememize karşın bundan AKP’yi destekleyeceğimiz sonucunun asla çıkarılamayacağı, tam tersine AKP’nin işçileri, devrimcileri ve Kürt halkını ezme noktasında özde diğerlerinden bir farkının olmadığı, dolayısıyla Ergenekon’uyla AKP’siyle bir bütün olarak kapitalist sisteme karşı mücadele yürütmemiz gerektiğinin altı çizildi.
Kampın ikinci günü tamamen serbestti. İsteyen denizde yüzdü veya top oynadı, isteyen güneşlendi, isteyen gölgede sohbet etti. Aralarda ise ortaklaşa yemek yendi çay içildi.
Kamp sonrası dönüşte otobüste yapılan değerlendirmede, kampın genel olarak çok olumlu geçtiği, eğitimin çok verimli olduğu, eğitim süresinin daha uzun olmasının daha da iyi olacağı, kamp ve yemek organizasyonun iyi olduğu, kolektif paylaşımın esasta iyi olduğu, bazı arkadaşların gece yatmada sorunlarının olduğu, yeni katılan arkadaşlarla kaynaşmanın iyi olduğu değerlendirmeleri yapıldı. Yolun uzun olduğunu düşünen arkadaşlar da buna rağmen kampın çok iyi geçtiği değerlendirmesini yaptılar. Bir dahaki seneye daha iyi bir çalışmayla daha fazla insan katmamızın gerektiği ve Cumartesi yerine Cuma’dan gidilmesi gerektiği de savunulan görüşler arasındaydı. Bazı arkadaşlar ise Cuma’dan gidilmesine masrafları daha da artıracağından karşı çıktılar.
20 Ağustos 2008
|